PARİS'İN BİR BAŞKA YÜZÜ 
Kızım bu yıl Paris'in hiç bilmediğimiz, çok modern bir yöresinde ev kiralamış.
Değişik bir deneyim oldu. Fotoğrafları kaldığımız evin hemen yanında çektim.
Gideceklere tavsiye edilir.
DOĞUMGÜNÜ KUTLAMASI
Doğum günümü bu yıl geleneksel Paris'in ikonlarından St. Germain'deki Les Climate restoranında kutladık.
Menüde güvercin vardı. İlk önce karşı çıktım; katiyyen yemem bir daha güvercinlerin yüzüne bakamam, dedim ama özel çiftliklerde yetiştirildiği, tavuk yer gibi düşünmek gerektiği söylenince, ikna oldum. Çok lezzetliymiş... 😊





Biri Bana Anlatabilir mi?

Açlık Grevleri’nin ve Ölüm Oruçları’nın tanımı, VikiSosyalizm sitesinde, “Tutsakların, insanlık dışı koşullar altında, yaşamlarından başka ortaya koyacak hiçbir şeylerinin kalmadığı koşullarda geliştirdikleri direniş metodudur” olarak yapılıyor.
Tarihçesi ise çeşitli sitelerde ve çalışmalarda, “eski çağlarda Japonya’da birinin düşman bellediği kişinin kapısının önünde oruç tutması, onu aşağılamak ve zor durumda bırakmak için yapılan bir eylemdi”den başlıyor, 1981 Diyarbakır, 1996 Burdur ve 2000’lerdeki tutsak direnişçilerin Ölüm Oruçları ile devam ediyor.

Yani, eski çağlarda Japonya’da uygulananı bir yana bırakırsak tarih boyunca Açlık Grevleri’nin ve Ölüm Oruçları’nın felsefesi tutsaklık koşullarında, yaşamlarından başka ortaya koyacak hiçbir şeyleri kalmayan insanların başvurduğu bir direniş yöntemi olarak vurgulanıyor.  

Son yıllarda tutsak olmayan insanlar tarafından benimsenen, haklarını savaşarak almak yerine bedenlerini ortaya koyarak sonuca ulaşmaya çalışan insanların başvurduğu Açlık Grevi ve Ölüm Oruçlarının felsefesini biri bana anlatabilir mi?

Hatice Ezgi Özçelik
...

kimi şeyler vardır
o an yazılamaz,

söylense,

söz sözün boşluğunda kalır

bir söğüt düşünün gölgesiz
bir yarın düşünün bugünsüz

bir şarkı yankısız

bir aşk
düşünün

anısız.
,,,

DÜELLO'dan
FOÇA
Bir zamanlar adalarında fokların yaşadığı, bugünkü ismini fok anlamına gelen Phokaia'dan alan şirin bir İyon yerleşimi...





İŞÇİ SINIFININ –GELECEKTEKİ- GEREKSİZLİĞİ ÜZERİNE...
Çok iddialı bir cümle değil mi?
Emeğin kutsandığı bir çağın insanı olarak yakın zamana kadar, ben de öyle düşünürdüm. Ta ki, bir fabrika ziyaretine kadar: Münih’te bulunan, gelecekteki teknolojilerle donanmış, inanılmaz büyüklükteki BMW fabrikasını ziyaretime kadar.

Nereden mi, geldim yukarıdaki iddialı fikre; şunu söylemek herhalde yeterli olacaktır: Bu muhteşem teknoloji ürünü araçları üreten fabrikanın ¾ lük bölümünde çalışan insan yoktu.
Yalnızca robotlar çalışıyordu!
Ürkütücü gövdeleri, milimetrik ve saliselik çalışma tempolarıyla biraz korku biraz da hayranlıkla seyrettim teknolojideki bu ilerlemeyi. 

Çıktıktan sonra artık daha iyi anlıyordum, dünyada neden otoriter ve faşist yönetimlerin yükselişe geçtiğini.
Her şey, varlık nedeni elinden alınan, varoluş kaygısına düşmüş, ayağının altından dünyası kayan emek insanını zaptetmek içindi.

Yazıyı uzatmak mümkün. Otoriterlik ve faşizmin ötesinde insani çözüm üretecek bir takım çalışmalar yapılıyor mu? Bilmiyorum.
Bildiğim bir şey varsa o da şu: Bu bir çıkmaz, insanlık bu şekilde var olamaz. 10-15 yıl sonrasının  dünyasında oluşacak çalkantıları savrulmaları düşünmek bile bugünün dünyasını karartmaya yetecek ciddiyette.
Çözüm: Şu an için artık teknolojiden vaz geçmek de, geriye dönmek de mümkün görünmüyor. Temelsiz bazı çareler gündemde: 

Robot çalıştıran fabrikalardan “robot vergisi” alınıp işsiz insanlara dağıtmak gibi.
İnsana inancını kaybetmiş biri olarak bana uyar. Uyar da... bunun sonunda yani üretmeden yaşayan insanın, felsefi açıdan düşeceği durumu, ben, düşünmek dahi istemiyorum.
Hatice Ezgi Özçelik  
RÜYAMDA...
Hiç şiddet kullanmadan iki kişinin kalbini ince tarak gibi bir aletle söküp ağzıma atıyorum. Kalpler cılız, bir lokmada yutuyorum.
Ne acayip bir rüya!
DAĞLARDAYIZ...
Ne muhteşem manzara değil mi?
Alpler'in doğu yakasındaki bir tepeden çektim bu fotoğrafları. Ön plandaki "çirkin" çok halim-selim bir yaratık. Göründüğü gibi hiç değil.. :)




"GÖKTEN ON ELMA DÜŞMÜŞ..."
Karlı bir İstanbul akşamında açılışını yaptığımız sergimizden fotoğraflar



                                                                                                           

SERGİ


"GÖKTEN ON ELMA DÜŞMÜŞ..."
06-19 Ocak 2017 tarihleri arasında İFSAK GALERİ'de 
Açılış: 07 Ocak 2017 Saat 17:00


İKİ GÖKADA'NIN ÇARPIŞMASI

Müthiş bir çekim gücüyle birbirlerinin çekim alanına girdiler. Çarpışma muhteşemdi.
Böyle çarpışmalarda iki ihtimal ortaya çıkıyor: Özgür gökadalar çarpışma sürecinde bulutsulaşacaklar mı, yoksa özelliklerini yitirip tek, devasa bir gökadaya mı dönüşecekler, onu zaman gösterecek..





SOKAK..                                                                                                  



                     Y  A  Ş  A  M  I  N

                      U  C  U  N  D  A



         
                       








GEÇMİŞE BAK BUGÜNÜ ANLA                                     27 Ekim 2016

Şu anda Türkiye’de yaşadığımız süreç bana Saddam’ın ve Irak’ın hazin tarihini hatırlatıyor. Hatırlayalım; Saddam’ın Kuveyt’e saldırması için ortam adeta ilmek ilmek örülmüştü, Batılılar ve İsrail tarafından. Maceranın sonunu biliyorsunuz. Ne Saddam kaldı ne Irak.

Aynı oyun şu anda Türkiye’nin başına örülüyor gibi geliyor bana.

Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin müdahalesine uygun ortam hazırlanmakta. Türkiye’nin başına %52 lerle ve %49,5 larla ülkeyi her türlü maceraya sürükleyebilecek egosu şişirilmiş bir yönetici de getirildi. Kendi partisi bile şaşırdı birdenbire nasıl bu kadar yüksek oy oranına erişildiğine. Ama hiç düşünmediler bunun arkasındaki oyunu ve olası dış kaynaklı sandık müdahalelerini.
Ve daha önemlisi, ülkelerin bazen böyle sandık oyunlarıyla şişirilerek de maceraya itilebileceğini ve böylece YIKIMININ hızlandırılabileceğini…

İnşallah yanılıyorumdur.
Ama yine de, Saddam’ı ve Irak’ın geçmiş günlerini okumakta fayda var bu günlerde. 
Belki geleceğimizi orada buluruz.

Hatice Ezgi Özçelik 

BİR ZAMANDIR FACEBOOK’A NİÇİN FOTOĞRAF YÜKLEMEDİĞİMİ SORAN ARKADAŞLARA...


Facebook’un o, “KÖRLER SAĞIRLAR BİRBİRİNİ AĞIRLAR”  dünyasından, birkaç ay önce  instagram’ın,  “İNSTANT” olmayan “İNTERNASYONEL SLEEK İMGELER” dünyasına geçiş yaptım.
Bakalım oraya ne kadar tahammül edebileceğim..
Hatice Ezgi Özçelik

Zaman durmaz...DUR ve BAK


Sanat sezonu açıldı. İyi ki de açıldı. Boğulduğumuz, nefes alamaz olduğumuz gündem ve uygulamalarla dolu günlerimizin yerini, umuda bırakmasına vesile oldu. Bunlardan biri -elde olmayan, mekan sahibinin muhafazakar dünya görüşünden dolayı “sansür” gibi içinde sanatla bağdaşmayan bir takım uygulamalar barındırsa da- Foto İstanbul’un “Zaman durmaz… DUR ve BAK” sergileri. Kertesz’den Yıldız Moran’a, Gül Ilgaz’dan Bennu Gerede’ye, Antoine d’Agata’dan Aydın Büyüktaş’a, Şahin Kaygun’dan Ahmet Öner Gezgin’e 55 sanatçıya evsahipliği yapan bu sergi Ortaköy’de çeşitli mekanlarda sergileniyor. Ama en önemli mekan; harap Ortaköy Yetimhanesi. Bu yıkıntı bina sanat eserleriyle o kadar güzel bütünleşmiş ki…gidin izleyin ve en az bir gününüzü bu sergiye ayırın derim. O bembeyaz yalıtılmış elit sanat galerilerinden sonra böyle bir mekanda fotoğraftaki gibi bir izleyiciyle J yaşamın gizlerine dalmak az bulunur bir deneyim olsa gerek…
Hatice Ezgi Özçelik

TEK ÇEKİM, İKİ DÜNYA

(Fotoğrafın içinde ben de varmışım. Şimdi gördüm :))
















Fotoğraf, yüzüm Versailles sarayına dönük, bahçede bulunan -görüntüyü başaşağı yansıtan- aynalardaki yansımalara bakarken çekilmiştir.

MİMARİ





















Nation Towers (şu and a oturduğum bina) dünyanın en yüksek skybridge'ine sahip (220,5 metrede içi daire olan bağlantı köprüsü ve onun üzerinde de 50-60metre daha ilave katlar) ilginç mimarisi olan bir bina. 2013 yapımı bu kompleksin içinde 5 yıldızlı St. Regis oteli, ofis katları ve rezidanslar  ilave havuzlar ve özel plaj mevcut.






Bu köprünün fotoğrafını çektiğimde ZAHA HADİD henüz yaşıyordu. -ABU DHABİ







ETİHAD SANAT GALERİSİ'nin ilginç dekorasyonlu salonu ve onun tavanı
-ABU DHABİ






"EGONU KAPIYA BIRAK" (check your EGO at the door)

-O an düşündüm, bir sonraki sergimin adının böyle olması gerektiğini-
(Tam olarak tercümesi böyle olmasa da, bence, bu ibareyi en iyi anlatan sözler “egonu kapıya bırak olsa gerek.)

Dubai’nin, küçük sanayi işliklerinden modifiye edilerek oluşturulmuş sanat köyündeki 50-60 kadar galeriden birinin kapısında gördüğüm bu uyarı/öneri ne kadar güzel anlatıyordu insanın sanat eserine nasıl bakması gerektiğini...

Önyargılarını, egonu, şimdiye kadar sana dayatılan doğruları, hepsini kapının dışında bırak. İçeri gir. Ve yenilenmiş bir insan olarak dışarı çık...
Hatice Ezgi Özçelik